40 Metrelik Mega Gulet ile Yunan Adaları Keyfi!

Yat turizmi denilince akla çok masraflı, lüks tatil geliyor. İster istemez bu algı kafalarda yer edinmiş. Ben bile mavi turun günübirlikler dışında konaklamalı olarak yapıldığında çok pahalı olacağını düşünürdüm. Oysa öyle değilmiş! Bir otelde 1 haftalık konaklama için ödeyeceğiniz miktarın aynısını belki daha azına 1 haftalık yat turu yapabiliyormuşsunuz. Üstelik yemek dahil olarak ve üstelik de Yunan adalarını gezerek!

Barbaros Yachting 4 farklı gulet türü ile çeşitli rotalara yat turları düzenliyor. 2 kabin ile 16 kabin arasında değişien sayıda kabinlere sahip gulet yatlarda, Oniki Adalar, Kuzey Ege Adaları, Göcek, Mikanos-Santorini gibi rotalara doğru rüya gibi mavi bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Dilerseniz yatın tümünü kiralayabiliyor, dilerseniz de bütçenize daha uygun şekilde kamara kiralayabiliyorsunuz. Web sitelerinden detaylı bilgi edinmek için tıklayın: Barbaros Yatçılık

Kaptanımız rotamızı anlatıyor

Barbaros Yachting’in daveti ile ben, seyahat arkadaşlarım Şebnem (berrydewblog.com) ve Hakan (instagram: hakansnothome) ile birlikte 17 Haziran’da Bodrum’dan başlayıp sırasıyla Kos, Nysiros, Symi, Rodos ve Datça kıyılarını gezen tura katıldık. 3 kişik kamarada konakladık ve harika bir 4 gün geçirdik. Aslında tur 1 haftalık ama biz işlerimiz sebebi ile Datça’da ekipden üzülerek ayrıldık.

Akşam yemeği manzaramız
Bosrum’dan ayrılmadan

Bizim bindiğimiz 40 metrelik ve 16 kamaralı ve 7 mürettebatlı B&B adlı mega guletti. 17 Haziran akşama doğru Bodrum limanından yata bindik ve ertesi sabah pasaport işlemlerimizin ardından Kos’a doğru yola çıktık. Kos’a vardığımızda saat öğlen 1’e geliyordu. Burada da Yunanistan’a giriş için pasaport kontrolünden geçmeniz gerekiyor. Aslına bakacak olursanız bu Gümrük polisinin biraz keyfine kalmış gibi. Kimi zaman tekneye gelip yüz kontrolü yapıyorlarmış, kimi zaman ise limanda bulunan pasaport kontrol noktasına çağırıp burada ya yüz kontrolü yada sıkı bir pasaport kontrolü yapıyorlarmış. Bizi de kontrol noktasına yüz kontrolü için çağırdılar. Neyse fazla uzun sürmedi ve hemen çıkıp Kos’u keşfe koyulabildik. Artık saat 2’ye geldiği için karınlarımız da acıktığı için soluğu adanın en ünlü balıkçılarndan biri olan Nick The Fisherman’da aldık. Hemen çok özlediğimiz Yunan lezetlerinden sipariş ettik. Yunan salatası, kalamar tava, kalamat dolması, ahtapot köftesi, tarama ve cacık masamızda yerlerini aldı. 3 kişilik hesap için 75 Euro ödedik.

Kos
Kos’ta demirleyen Guletimiz
Kos
Nick the Fisherman
Kos
Nick the Fisherman
Nick The Fisherman

Ben özellikle kalamara bayıldım. Kesinlikle Yunanistan’da çok daha iyi yapıldığını söyleyebilirim. Yemeğin restoranın olduğu bölgede yer alan Lampi plajda ardından Kos’u biraz dolaştık. Kos Osmanlı’dan en çok izler taşıyan Yunan adalarından. En ünlü yapıtları arasında Osmanlı’dan kalma camiler ve hamamlar bulunuyor. Eski antik bir kente ve bir de kaleye sahip. Bir de adada Türk köyü bulunuyormuş. Bizim çok vaktimiz olmadığı için gidemedik ama gidenler çok beğendiklerini söylediler. Şehri dolaşıp bir kafede frappelerimizi içtikten sonra yatımıza döndük ve biraz dinlendikten sonra hemen guletimizin demirlediği iskelenin karşısında bulunan Kasette adlı mekana birşeyler içmek için gittik. Lokal gençler tarafından tercih edilen, güzel bir dış oturma alanı olan ve güzel müzikler çalan mekan çok hoşumuza gitti. Böylece Kos’taki zamanımız sona ermiş oldu. Ertesi sabah erkenden Nysiros için hareket ettik fakat bu volkanik adaya gitme planlarımız sert esen rüzgar sebebiyle suya düştü.

Yol boyu mavi

Onun yerine kaptanımız rotayı Simi’ye çevirdi. Planlanandan daha erken bir saatte Simi’ye gitmiş olduk. Simi’ye cruise gemileri yanaştığı için küçük çaplı yatlara saat 17:00’den önce giriş izni verilmiyormuş. O yüzden ilk olarak Simi’nin küçük bir köyü olan Pedi’ye ait koya gittik. Buradan botla sahile çıktık ve köyde bi süre vakit geçirdik. Renkli evleri fotoğrafladık, bir bakkaldan börek alıp yedik ve denize girdik. Sonra saat 16:00 sularında Simi’nin ana limanına gitmek için yola çıktık.

Pedi
Pedi

Simi benim görmeyi en çok istediğim Yunan adalarının başında geliyordu. Hep aynı mimariye sahip olan evleri ve bu evlerin pastel renkleri fotoğrafik anlamda çok ilgimi çekiyordu. Limana doğru ilerlerken karşınıza çıkan Simi’ye bir anda vuruldum diyebilirim. Limanın etrafındaki tepelere dizilmiş oyuncak misali evleri, tahta sandalyeli sevimli restoran ve kafeleri ve balıkçı tekneleri ile küçücük ama büyüleyici bir ada. Guletimiz limana yanaşınca hemen inip gezmeye başladık bu sevimli adayı. İlk önce şehri tepeden görebilmek için 375 basamak ile çıkılan Chorio adlı köye gitmeye karar verdik. Köye çıkılan ana merdivenleri biz bulamadık. Onun yerine daha dar ve yer yer aşınmış olan merdivenleri kullandık. Ama ortalara yakın bir yerde küçük bir yılanla karşılaşınca ödümüz patlamadı değil!

Simi
Simi
Chorio’ya çıkan merdivenler
Chorio Sokakları

Sonunda tepeye ulaştık. Buradan Simi bir harika görünüyor. Chorio köyü dar sokakları, renkli evleri ve muhteşem çiçekleri ile bizi büyüledi. Bir kafede oturup buz gibi frappelerimizi içtik. Bol bol fotoğraf çektik ve limana bu kez ana merdivenleri kullanarak indik. Akşam yemeği için adresimiz Manos adlı balıkçı oldu. Garsonumuza az meze istediğimizi ve asıl balık yemek istediğimizi söyledik. O da siz bana bırakın çok güzel bir ervis yapacağım size dedi. Başlangıç olarak zeytinyağlı kızarmış ekmek ve Yunan salatası geldi. Ardından birer shot deniz kestanesi içtik. Bu hepimizin de ilk kez denediği birşey oldu. Biraz istiridye shotuna benzettim. Yine tuzlu deniz aroması vardı deniz kestanelerinde de. Ardından nefis bir zeytinyağı ve limon sosu ile marine edilmiş olan deniz tarağı geldi. Garsonumuzun tavsiyesi ile ekmeği sosuna bandıra bandıra yedik bu mezeyide. Sonrasında Simi’ye özgü bilinen Simi Karidesi geldi. Minik karidelerin kızartılmasıyla yapılan ve çerez gibi yedirten bir mezeydi. Ahtapot ızgaranın ardından şimdiye kadar yediğimiz en lezzetli balıklardan biri olan deniz levreği geldi. Balığın tadını her gün saygıyla anıyoruz. Garsonumuz balığı ayıklayarak bize servis etti. Tüm bu yediklerimiz içecekler dahil 180 Euro tuttu. Kadayıf, limoncello ve kahve likörü shotları ise restoranın ikramıydı.

Simi usulü karides
Manos’ta yediğimiz efsane levrek
Mavros
Simi’nin güzelliği
Simi

Simi’de geri kalan vaktimizi bir barda oturup sohbet ederek geçirdik. Sabah ise yine gün doğmadan erkenden Rodos için yola çıktık. Rodos limanına yaklaşırken uyandık ve heyecanla güverteden adayı fotoğrafladık. Rodos’ta limana varınca ilk iş gidip bir araba kiralamak oldu. Çünkü ada çok büyük ve ancak araba ile diğer şehirlerine gidilebiliyor. Günlüğü 35 Euro’ya bir Suziki Swift kiraladık ve Lindos’s doğru yola çıktık. Yol üzerinde Tsambika adlı plajda durduk ve kısa bir yüzme molası verdik. Lindos’a vardığımızda ise çoktan acıkmıştık. Adanın en iyi restoranlarından biri olan Mavrikos’a gittik ve güzel bir öğle yemeği yedik. Birimiz ahtapotlu diğerimiz karidesli bir diğerimizde kalamarlı makarna sipariş ettik. Bal kabaklı olan taramasından mutlaka deneyin! Mavirakos’ta kişi başı 25 Euro hesap ödedik.

Rodos göründü
Lindos
Mavrikos
Mavrikos Restaurant

Yemeğin ardından Lindos’un hemen aşağısındaki plajda yüzmeye gittik. Burası çok güzel bir plaj ama Lindos’un diğer kısmında bulunan koy da (St. Pauls Bay) çok güzel. Burada birkaç beach club var ve dilerseniz yemeğinizi de burada yiyebilirsiniz. Çünkü çok keyifli görünüyor buradaki mekanlar.

Lindos merkezi
Lindos’da deniz keyfi

Yüzmenin ardından Rodos’un merkezine dönmeye karar verdik. Yine bir 40 dakika sürüşün ardından teknemize geri döndük. Biraz dinlendikten sonra bu kez adanın diğer tarafına kuzey batıya doğru gittik. Burada su daha dalgalı ve rüzgar daha şiddetli. Ama suyun rengi turkuaz ve sıcaklığı da tam benim sevdiğim gibi daha ılık.

Dalgalarla epey bir boğuştuktan sonra guletimize geri döndük. Akşam yemeği için giyinip bu kez Rodos’un yeni kısmına gittik. Burada Yunanistan’ın döner versiyonu olan Gyros yedik. iki pide arasında tavuk gyrosun fiyatı 10 Euro. Porsiyon cok buyuk isterseniz yarım da soyleyebilirsiniz. Sonrasında da Ice Art adlı dondurmacıya gidip dondurma yedik. Buranında porsiyonları alışılmışın dışında büyük. Elmalı paylı dondurmasına bayıldım! Bir sürü farklı dondurma çeşidi satıyorlar. Mutlaka uğrayın derim!

Gyro
Ice Art adlı dondurmacı
Rodos Limanı
Rodos’ta güzel bir gece

Akşam birşeyler içmek için ise kalenin içinde yer alan Auvergne adlı mekana gittik. Burası canlı müzik yapılan açık hava oturma alanı çok güzel olan bir restoran. Biz birşeyler içtik. Tıngır mıngır çalan sakin müzik, ılık Rodos aklamı ve hoş sohbet… Rodos’a bu şekilde veda ettik. Sabah erkenden gözlerimizi bu kez Datça’da açtık.

Datça göründü
BB Guletimiz

Datça bizim son duraktı. Ama teknedekiler için yolculuk Datça koylarında devam etti. İlk kez gittiğimi Datça’nın nefis doğasına, sakinliğine ve huzuruna hayran kaldık…

 

Written By
More from gurhan

Sevilla’da Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler…

Metropol Parasol: Dünyanın en büyük tahta anıtı. Lokaller arasında Las Setas diye...
Read More

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir